1 Şubat 2012 Çarşamba

A'dan X'e mektuplar

John Berger bir kez daha kalbimden vuruyor beni...

A'dan X'e mektuplar; birisi terörist bir şebekenin kurucu üyesi olmakla suçlanmış, iki kere müebbet hapse mahkum edilmiş Xavier, diğeri ise dışarıda yalnız başına aktivist hayatını sürdüren A'ida nın birbirlerine yazdıkları ve bir şekilde John Berger'in eline geçen mektuplardan oluşuyor.

Mektupların üzerine düşülmüş günlük notlar var kimi yerlerde, hatta Can Yücel bile var...

Elime alır almaz daha ilk sayfadan vurdu beni.. İşte o sayfa;




Altını çizerek yeniden yeniden okuduklarım var burada da;

*Her tür sevgi takrarlara bayılır çünkü tekrarlar zamana kafa tutar. Senle ben gibi.

*Bir kadının bir erkeğe sunabileceği komik şeylerden biri kavisli çatılardan. Gülme. Pagodalar kadınsıdır.

Bir kadın bir odada yaşamaya başlar başlamaz odanın tavanı kavislenir. Fark etmemiş miydin? Eğer oda da sefil bir haldeyse, tavan yırtık bir yen gibi yere sarkar. Kendini iyi hissediyorsa, tavan Celile tepeleri gibi dalga dalga uzanır. Bu etkinin oluşması için bir kadının odayı ziyaret etmesi yetmez, içinde yaşamalıdır. Hava durumu gibi bir olgudur bu, aylar sürmesi gerekir.

 Aylarca sürerse, siklonlarla antisiklonlar tavanda birbiryle çarpışıp onu kabartır ve geometri tavla oynamaya gitmi, bir daha hiç geri dönmeyecekmiş gibi olur. Dik açı namına bir şey kalmaz. Safi eğim olur.

Bir adam böyle bir odanın zemininde yattığında, tavan üzerinde durmak yerine yanına iner, vücudunun kıvrımlarına yerleşir. Yatağına uzan. Sana kavisli bir tavan gönderiyorum.

*Hiç bir yöntem mükemmel değil, dedi ama mükemmellik daima sevimsizdir. Asıl kusurları severiz biz.

*Her şeyde ortak olan özellikler vardır ve bunu bilmek zihni doğanın en büyük mucizelerine açar. her şeyde bulunan birinci özellik iki sonsuzluğu kapsar, sonsuz büyüklük ve sonsuz küçüklük...  Doğa her şeyin üzerine kendisinin ve yaratıcısının imgesini kazıdığına göre, hemen hepsi onun çifte sonsuzluğunu paylaşır.

*Yokluğun hiçlik olduğuna inanmaktan daha büyük bir hata olamaz. ikisi arasındaki fark bir zamanlama meselesidir. (bu konuda bir şey yapamazlar) Hiçlik önce, yokluk sonradır. Bazen ikisi kolayca karıştırılabilir: Kederimizin bir kısmı da bundandır.

*"Yaklaşık iki yüz yılın ardından ABD'nin bütün dünyayı yoksullukla doldurmak üzere tasarlandığını biliyoruz - buna verilen isimse Özgürlük. amerika Birleşik Devletleri imparatorluğu şu anda dünya üzerindeki en büyük tehdit..."


                                                                                                              Chavez, Moskova 27/07/ 2006

*Can Yücel bir hikaye anlatıyor. 

Yakov yedi yaşıdabir çocuk ve arkadaşına soruyor: İnsanlar nasıl olup da o küçücük gözleriyle her şeyi görebiliyorlar? Koca bir kasabayı ya da caddeyi görebiliyorlar, bütün bunlar bir göze nasıl sığar?


"Peki ama Yakov" diyorum ben de, "şu cezaevindeki bini aşkın mahkumun, koca koca adamların yıllardır dünyaya duydukları özlemle o kocaman olmuş gözlerini düşün bir kez! Nasıl olup da bunca göz bu dört duvar arasına sığıyor?"


12 Ocak 2012 Perşembe

Cemal Süreya' ya Mektup



Hep babamla hayal ediyorum seni, karşılıklı. Sen anlatıyorsun, o dinliyor. Sen onun şerefine içiyorsun, o senin şerefine… Fonda “yine mi çiçek” …

Öyle ya ben hiç tanıyamamışım seni… Aradan yıllar geçiyor, babam o geceyi anlatıyor, gözleri dalarak… Fonda yine aynı şarkı. Bu sefer ikimiz de senin şerefine içiyoruz ama.
Sonra diyor ki babam; söyleceklerim bu kadar kısa ve derin, özledim.
Benim gözlerim doluyor, ikinizi de özlüyorum. Hem de birinizi hiç tanımadan…

30 Aralık 2011 Cuma

2011

Kendim için kendi kendime kısa bir 2011 özet fotoromanı.. Her geçen yılın güzelliğini bir kez daha anlamak için...

2012 den de tek bir dileğim var, gülücükerimiz hiiiiiç bitmesiiin....

Aslında yılın başlangıcından belliymiş ne kadar güzel olacağı :)     
Yeni güzellikler katıldı dünyamıza...
Kış gülüşleri, güzel günlerin başlangıç sesi..

Yıllaaaaar yıllaaaaar süren okul hayatımdan sonraaa ilk tam zamanlı işimle tanıştım.
Çok çalıştım, çok eğlendim :)
Ardından yaz gülüşleri geldi -hiç bitmemesini istediğim-


ve en güzeli hiç bir anımda yalnız değildim.

beraber gezdik,

çok gezdik,
hep ileriye baktık hihih :)

Daha çok gezmek istedik, hep yazı sevdik      



çoooook bekledik, sonunda dedik :)








çooook hazırlandık,
en güzel günümüzü yaşadık    
güneşler güzel battı, pazar günleri bile :)
hep beraber güldük,
     
bütün aile güldük 2012 de de devam etmek tek dileğimmmmmm            

23 Aralık 2011 Cuma

ay sarayı


*Tesla'nın gözleri beni delip geçtiğinde, ölümü ilk kez duydum, ölümle yüz yüze geldim. Bu, ne demek istediğimi daha iyi anlatıyor. Ölümlülüğün tadını ağzımda duydum ve o anda sonsuza kadar yaşamayacağımı kavradım. Bunu öğrenmek çok zaman alır, ama bir kez öğrendin mi, içindeki her şey değişir, bir daha eskisi gibi olamazsın. On yedi yaşındaydım ve en ufak bir kuşkuya düşmeden, yaşamımın bana ait olduğunu, benden başka kimsenin malı olmadığını anşayıverdim.

"Özgürlükten söz ediyorum Fogg. Öyle büyük, öyle ezici, öyle yıkıcı bir umutsuzluk, çaresizlik duygusu ki, ondan sıyrılmak için özgürleşmekten başka seçeneğin olmaz. Bu, tek seçenektir, yoksa bir köşeye büzülüp ölürsün."

18 Kasım 2011 Cuma

özledim.



 bu şarkı eşliğinde özledim Eskişehir'i bugün.

gündüz uykularımı özledim. bütün gece saçma sapan şeylere gülüp ertesi gün kaçta kalkacağımı düşünmeden uyuduğum günleri... sonraaa boş buzdolaplarını, dolu kahve bardaklarını, bütün gece dansetmeyi, eve yürüyerek dönmeyi, donası ve tantuniyi :), miskin pazar sabahlarını, pazartesi olmasın istediğimde onu pazara çevirebilmeyi, karlı günlerde sakin sakin yürüyebilmeyi ve hiç bir yere geç kalmıyor olmayı, kafam estiğinde sorgusuz sualsiz çalabildiğim kapıları, sabah ayazında inilen trenleri, garda içilen kahveleri, girilmeyen dersleri, uğrunda sabahlanan ama yetiştirilemeyen ödevleri, hatta okulu....

en önemlisi gerçekten artık kız kardeşim olanı, onunla aynı şehirde olmayı, bir akşam yürüyüşü mesafesinde olmasını hatta bir oda yanda olmasını çok özledim!



3 Kasım 2011 Perşembe

1.11.11.

28. yirmisekiz. 20sekiz.yirmi8.

bir kaç yüz kere ard arda söyleyince yabancılaşmak çok kolay olduğun yaşa.
zaten ben yaşlanmak için çok gencim hala :)
öpücükler yeni yaşıma.


12 Ağustos 2011 Cuma

my morning elegance

böyle günlerde günümü güzelleştiren şarkılardan yalnızca biri. belki sana da yarar? :)




sun been down for days
a winter melody she plays
......
.....
...

and she fights for her life
as she puts on her coat
and she fights for her life on the train
she looks at the rain
as it pours
and she fights for her life
where people are pleasently strange
and counting the change
and she goes...
nobody knows

.